‘futbol’ olarak etiketlenmiş yazılar

PostHeaderIcon TEK EKSİK GOL

Futbol bir sonuç oyunudur, bu sebepten ötürü maç öncesi beklentiler çok farklıydı . Önceki haftalara bakarsak sonuçlardan bağımsız iki takımın oynadığı futbol arasında çok fazla bir fark yoktu tek fark tabelada ve daha doğru yönetilmelerinden kaynaklanan kırılganlık eşiğindeydi.
Maç önü beklentiler farklı olsa da olaya daha rasyonel bakıldığında maçın çok ta sürpriz bir şekilde gelişmediğini söylemekte fayda görüyorum. Gheorghe Hagi beklendiği gibi daha agresif ve daha mücadeleci bir karakter ortaya çıkardı buna eldeki kadronun eksiklerden dolayı daralması bir etken olabilir .
Defansif gibi gözüken dizilişin aynı zamanda ofansif oynaması da mümkündü özellikle ilk yarıda rakibi oyun kurmadan basan sürekli kaleyi yoklayan bir anlayış vardı . İkinci devre biraz yorgunluk birazda yedekten yeteri kadar kaliteli oyuncu getirilememesi nedeniyle son dakikalara kadar insiyatifi rakibe bırakması en önemli etkenlerden biriydi.
Son yıllarda Kadıköy deplasmanlarında görmeye alıştığımız erken goller yiyen ürkek ve kırmızı kartla eksik kalan Galatasaray bu kez sahada yoktu burada asıl sendrom haline gelen şeyin kaliteden ziyade zihinsel bir sorun olduğu da ortaya çıkmış oldu.
Oyunculara gelecek olursak ilk olarak Hakan Balta için bu takımda artık oynamasının zor olduğunu söylemek lazım öncelikle kendini toparlaması şart sezon başından beri sahada uyurgezer bir hali var böyle giderse devre arasında yollanması gerekir diğer dedikodular için ise yorum yapmak istemiyorum zira bunu çözecek merci kulübün yönetim kuruludur bu tip olayların ekranlarda tartışılması camia olarak yaşanan erozyonun ve Fenerbahçeleşme sürecinin belgesidir.
Lucas Neill ise takımın en iyi oyuncularından biriydi hiçbir pozisyonda geri adım atmadı ve rakibe psikolojik olarak üstünlü kurdu son yıllar da yapılan sakar defans hatalarını düşününce bir kez daha kendisine hayran olduk.
Servet son iki sezona göre çok iyi bir maç çıkarsa da klasik sakarlıklarından birini yapıp takıma gol yedirmeye yaklaştı. Son haftalarda ayyuka çıkan söylentiler ve sene başı açıklamaları ışığında devre arasında yönetimsel bir tasarruf kullanılmalı diye düşünüyorum.
Cana ilk kez beklediğimiz görüntüde oynadı bunda değişen oyun karakteri önemli bir etken oldu zira daha evvel daha teknik ve komplike bir sistem denendi ve hocanın da arzu ettiği bir transfer olmadığı biliniyorken şimdi ona daha uygun bir sistemle oynamayı seven bir hoca geldi bundan sonraki haftalarda takımın kilit oyuncularından birisi olmasını bekliyorum.
Pino özellikle ilk devre çok etkili oldu boş alanlarda önüne atılan toplarda sağa sola etkili koşular yaptı maçın sonlarında yorgunluk etkilemese gol bulabilirdi ilerleyen haftalarda rotasyonda kullanılacaktır özellikle Arif Erdem sonrası bu tarz bir oyuncumuz olmamıştı bu eksikliği giderecektir.
Misimoviç henüz takımla aynı frekansta değil bunda sezon başında takımla olmaması, takımın içinde bulunduğu ruh hali önemli bir etken Elano bu süreci 1,5 yıl yaşamışken biraz daha beklemek gerekiyor diye düşünüyorum.
Elano burada ilk kez Brezilya milli takımında oynadığı pozisyonda görev yaptı ve kalitesini gösterdi kendisi ne ofansif orta saha nede forvettir bu gerçeği geldiğinden beri inkar edenlerin şimdi ne iyi oyuncu demesi ise garip milli takımda Robinho, Kaka, Fabiano gibi önde oynayan oyuncuların arkasında orta üçlünün sağında hatta ileri çıkan sağ bek Maicon’un kademesinde oynayan ileriye çıkıp sürpriz goller atan bir oyuncuyken ondan özellikleri dışında ekstra işler beklemek doğru değildi aldığı ücretin etkisi ile beklentiler ise onun değil başkalarının kabahati olmalı.
Emre Çolak için kulübün geleceği adına ekleme yapmak lazım zira ilk Hagi döneminde biraz da kulübün finansal durumu da etken olsa da fazlasıyla genç oyunculara şans verilmişti bu bağlamda< dün kritik bir anda Emre seçimi diğer genç oyunculara da bir mesaj olarak algılamak istiyorum.
Önümüzdeki haftalar için bir ışık var genelde hoca değişiklikleri ilk etapta olumlu hava yaratır bu hava günlük değil de kalıcı bir hal alırsa dün sahaya çıkan kadrolar incelendiğinde bu kadar önemli eksiklere karşın takımın kalite sorununun söylendiği derecede olmadığı da ortada hatta devre arasında takviye yerine kadronun daraltılması gündeme gelebilir .
Devre arası demişken son yıllarda asıl sorunun ön tarafta oynayan oyuncuların yeteri kadar sert ve atletik olmamasıdır bu sorunun hele forvet arkasında oynayanlarında yumuşak olduğunu düşünürsek çözülmesi şart ilk transfer hamlesi kuvvetli bir hücum oyuncusu almaya yönelik olmalıdır.
Son olarak yeni hocalarımız hakkında birkaç şey yazmak istiyorum Gheorghe Hagi namı değer karpatların maradonası il olarak kendisi ile 1989 yılında Steaua maçlarında tanışmıştım o gün bizi üzmüştü 1990 dünya kupasında kendini göstermiş 1994 dünya kupasında ise turnuvanın yıldızı olmuştu 1996 yılında geldiğinde düşen kariyeri bizimle çıkışa geçip zirve yapmıştı. Oyunculuğu bir yana saha içi komutanımızdı o gittiğinden beri yeri dolmadı içerde değil kenarda olsa bile takıma bir hava katacağı bir gerçektir.
Tugay Kerimoğlu ise kulübün öz evladı 1992 yılında Türk futbolunda çığır açan Manchester United maçlarının saha içi lideri gene 1996 yılında milli takımla 50 yıl sonra büyük turnuvaya katılan takımında değişmez oyuncusuydu.
Bu iki değerin ilk sınavında gösterdiği performansın artarak sürmesi en büyük temennim bu sayede kulüp geleneklerine sahip çıkıp geliştirme konusunda daha cesur adımlar atmaya devam edebilir ve yıllardır tüketmeye çalıştığımız efsaneler yerine efsaneleri daha da büyüten bir kulüp olamaya başlayabiliriz.

Muhsin MORDENİZ

PostHeaderIcon Sonuç da Yok Işık da.

Maçı izlerken içim sıkıldı, bir şeyler yazayım dedim yine aynı sıkıntı bastı. Aslında sorun kaybedilen 3 puandan çok berbat futbol. O kadar berbat ki umut kelimesini karartıyor. Giden 3 puan olsun deyip önümüze bakalım diyemiyorsunuz, çünkü gelecek geçmişten daha karanlık duruyor. Bu takım bu futbolla, bu zihniyetle bu sene ilk beşe giremez. Sivasspor karşısında tel tel döküldük. Koskoca Galatasaray takımı bırakın total futbolu 3 pas yapamıyor, ayrıca total futbol sadece top sendeyken bol as yapmak değil, top rakibe geçince de takım halinde anında şok presler yaparak topu bir an önce tekrar kazanmaktır. Yani topa her zaman sahip olmak veya olmaya çalışmaktır. Akşam her şey rezaletti, takım rezalet, teknik ekip rezalet, hakem rezalet. Yönetimi hiç saymıyorum, eserleri ile gurur duyabilirler.

Adnan Polat futboldan anlayan, taraftarın ne istediğini çok iyi bir yöneticiydi, ama başkanlığı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Başkan olduktan sonra Aziz Yıldırım gibi sadece kendi doğruları etrafında dönen birisi oldu. Taraftarın sesine kulaklarını tıkadı. Camiayı büyük bir kalabalık olarak düşünürsek, herkes bağırıyor ama sanki ilahi bir güçle sesleri kısılmış, tek bir ses çıkıyor O da Sayın Polat’ın sesi. Anla işte başkan biz bu Adnan Sezgin’i istemiyoruz, taraftar istemiyor, camia istemiyor, bu ısrarın sebebi ne? Sezon başlıyor bir tane adam gibi orta saha ile oyuna başlayamıyoruz. Adam gibi bir transfer yapamayacaktınız da ne diye insanlara umut dağıtıyorsunuz, yapacaksanız yapın, yapamayacaksanız da açıklayın, ama lütfen sebepleriyle açıklayın.

Futbolcuları anlamakta güçlük çekiyorum. Bir takım her maçta saçma sapan goller yemek zorunda mı? Galatasaray forması giyen bir futbolcu 10 metreye pas atmak için ayak ayırır mı? Yayıncı kuruluş maçtan önce koridoru gösteriyor, hala daha demode muhabbetlerle maça çıkıyoruz. “Hadi Beyler” muhabbeti çok demode kaçıyor, gerek yok. Bırakın herkes kendi kendini motive etsin. Birde Arda Turan’ın Emre Çolak’a yaklaşımı, küçük kardeş muhabbeti pafta olur, O adam bu zihniyetle asla büyümez. Galatasaray Avrupa’ya açılan kapı diyoruz, ama alaturkalıktan bir türlü kurtulamıyoruz. Futbol takımımız için her hafta ünlü psikologların veya büyük futbolcuların seminer vermesi gerekli. Biraz parlayan yangın olduğunu sanıyor, sonunda da kendini, kendinle beraber takımı yakıyor. Mustafa Sarp gol atıyor, sanıyor ki kendince taraftara cevap veriyor, sonuç golü çıkart elde var sıfır.

Bizim ciddi anlamda bir teknik ekip sorunumuz da var. Artık sanırım bunu da konuşmalıyız. Sahaya çıkan takım yanlış. Sağ bekte Neill, göbekte Zan, uç forvet Batdal başlamalıydı. Bu takım yan topa hala çözüm bulamadıysa, bu takım hala daha oyunu soğutmayı beceremiyorsa, bu takım hala 4-3-3 ün temel mantığını kavrayamadıysa teknik ekipte de suç vardır. Demek ki işin rengi değişince sistem değişebiliyormuş, akşam 4-3-3 başladık, 4-4-2 ye döndük, 4-2-4 le bitirdik. Golü atıp 1-0 öne geçmişsin, rakip ortadan Ceyhun ile gümbür gümbür geliyor, bırakıp sistemi de şu adamı durdursan ne olurdu. Sarp zaten bir işe yaramıyor, ver Ceyhun’ a hiç olmazsa devreyi önde kapat, devre arasında da gerekli çözümü üret. Bu takım bu futbolcularla sistem takımı olamaz, bu kafa devam ederse yine söylüyorum bu sezon ilk beşe giremeyiz.

Akşam yine saçma sapan hakem hataları vardı, ne hikmetse yine tek taraflıydı. Sivas seyircisi hakemi etki altına almak için Galatasaray’ın iyi oynadığı dakikalarda elinden geleni yaptı, neticede başarılı da oldu. Seyirciyi bu başarısından ötürü kutlamak gerekli, demek ki i… hakem tezahüratı işe yarıyormuş.

PostHeaderIcon Hamalsızlık

Malumunuz, hamal (taşıyıcı) çarşıda, pazarda, ev nakliyelerinde vücut gücünü kullanarak işlerini icra eden emekçi insanlardır.

İşin ve sektörün içeeriği ne olursa olsun, teknoloji hangi seviyede olursa olsun, iş-vücut-kaba güç her zaman gereksinim duyulacak bir aracıdır ve her daim de böyle olacaktır. Gerek bir arı kovanında, gerekse bir otomotiv servisinde, gerekse ekmek fırınlarında… teknoloji, yapay zeka, üstün nitelikler ne kadar ileri seviyede olursa olsun, en ilkel tabiriyle “kas gücüne-kaba güce” ihtiyaç bakidir her daim.

Ufak bir mazi turu yapalım o meşhur 4 yılımıza ve tabii ki o meşhur 4 yılın evveline… Hiç futboldan anlamayan bir insanı bile Galatasarayımızın o 4-5-6 yılda oynadığı futbolu izlemek üzere stada götürdüğünüzde ve ya televizyon başına geçirdiğinizde, en ham hali ile yapacağı 3-5 yorumdan bir tanesi de “yaa şu çocuklara bak formaları sırılsıklam oldu oraya buraya koşmaktan” olacaktır.

Emre-Okan-Suat-Hasan-H. Şükür-Bülent-Fatih… o meşhur 4 yıllık arı kovanının içindeki, işçi arılar. Bir arı kovanının sahibinin (kraliçe) kalitesi, işçi arıların kalitesi ile eş orantılıdır. Dünyanın en zeki kraliçe arısı (Hagi) bile olsanız, işçileriniz gerekli özveriyi göstermiyorlarsa, size kraliçeliğinizin hazzını (Hagi’nin futbol zekası) yaşama ve yaşatma (seyir zevki, resitaller) hakkını kimse vermez, o ortam sağlanamaz. İşçi ve kraliçe arı iş birliğinden sonra da o kovan, güvenlik ve beraberlik açısından en sağlam kovan olma hakkına kavuşmuştur.

Karşı takıma, daha kendi ceza alanlarından çıkmadan baskı uygulandığından, ondan sonra iyice dermansız olarak orta sahamıza gelseler bile, geldikten sonra 3 tane dinamo bücür ile karşılaşan rakip, bizim ceza sahamıza girse bile orada da 2-3 hamleden sonra, kalecimize kadar gelen top kulak memesi kıvamında oluyordu. Bu kadar işçinin ve iş gücünün yanında da on numara resitalleri izleme fırsatı buluyorduk.

Bugün Galatasarayımız hamalsızdır, işçisizdir.

Ne rakip bizim kale önümüze gelirken direniş işçilerimiz var, ne de biz rakip kale önüne giderken hamal işçilerimiz var; hiçbirisi yok.
Çok kabaca bir örnek ile; mesela yapılan 40 pasın 15 tanesi Servet (isim önemli değil; savunma bölgesindeki herhangi bir isim olabilir) ve Jo arasında ise ve bu pas da DİREKT ise, burada oturup düşünmek lazım.

Nehirin bir yakasından diğer yakasına topu “fırlatmak” yerine, acilen emekçi, o köprü üzerinde, geriden ileriye topu taşıyacak hamallara ihtiyacımız var.
İstediğiniz kadar bir holdinge yıldız beyinler ithal edin, holding binasında özverili işçiniz yok ise, o yıldız beyinler beyin olmaktan çıkıp sadece 2 bacak üzerinde ve omuzların üzerinde taşınan bir kafa olmaktan öteye gidemeyecektir.

Saygılar…
GS Ruhu…

PostHeaderIcon Galatasaraylı ve Diğerleri…

Galatasaray’lı olmak”Hangi takımlısın?” sorusunun cevabı değildir. Çünkü Galatasaray’lı olduğun andan itibaren, bu; yaşam felsefen, yaşam tarzın, olaylara bakışın, sosyal hayatın, 24 saatin, okulun, işin… üzerinde etkili olur, “O” olursun; böyledir. Bu durum da başka hiçbir spor kulübünde (dünyada ve ülkemizde) yoktur. Tabii ki bunun yanında Türk örf adetleri ve yetiştirilme tarzının, Anadolusal insan tipinin de etkisi çoktur.

“Başka hiçbir yerde yoktur”dan kastım: takımına aşırı gönül verme, sosyalleşme, takımla yatıp takımla kalkma… vesaire gibi unsurlar DEĞİLDİR. Eğer bu pencereden bakılırsa, o zaman ülkemizden de, dünyadan da örnekler verilebilir.

Aksi iddia ve ispat edilene kadar da bu durum fikr-i sabittir.

Durum, Galatasaray’lılarda böyle iken, bir de bunun kulüp ve spor dalı yönetim tarafı da vardır elbet. Orada da durum aynıdır, aynı olmak zorundadır; çünkü Galatasaray’lılık, Galatasaray’lı olan herkes için aynı oranda ve aynı şekilde hissedilmesi gereken bir duygudur.

Galatasaray’a gönül vererek desteğini gösteren ve “işini” yapan taraftarlar nasıl ki “diğerlerinden” farklı ise, kulüp bazında da düşünceler, yönetim şekilleri ve alınan kararlar diğerlerinden farklı olmak zorundadır. Galatasaray’lı taraftarın hayatı nasıl ki diğerlerinden farklı ise, Galatasaray’ı idare eden birimlerinin de yaptığı işler, düşünceler, hamleler, olaylara bakışı, davranışları diğerlerinden farklı olmak zorundadır.

Transfer konusunda gerek ülkemiz, gerekse de takımımız, birer “Gösteri dünyası için futbolcu alan A.B.D ligi, 8 tane çalışkan kendi öz cevherinin yanına 30 yaş üstü bir, iki eski dev getirerek ağabeylik yaptıran Yunanistan ligi, hem halkını hem de işgücünü sömürerek ülkelerden futbolcu toplayan Fransa, Hollanda ve Belçika ligi” DEĞİLDİR.

E, tabii ki İngiltere, İspanya, İtalya ligi de değildir. O zaman birisine İLLAKİ benzemeye çalışmak, hem olayın doğasına aykırıdır, hem de yanlıştır.

En başta, Türk futbolcusunun aklından “Avrupa’da oynamak” mantalitesi çıkmalıdır. Kulüplerimizde de “23 yaşına kadar getiririm, 10 yaşından itibaren tesislerimde besler özenle büyütür sonra AVRUPA’ya yıldız ihraç ederim” mantalitesi de çıkmalıdır. Bunun yanında Galatasaray; bir Gaziantepspor, Gençlerbirliği de değildir. Yap-İşlet-Elde Tutma-Devret… gibi… O zaman başka bir üslup, başka bir politika lazım.

Avrupa’ya ya da başka yerlere futbolcu gitmesin, oradan da futbolcu gelmesin demiyorum tabii ki. Ama kırsaldan kente SIRF GİTMİŞ OLMAK için giden, umut arayan insanlar gibi, bunu bir hayal ve şiar haline getirmek de, altı boş bir fikirdir.

Tabii ki bu sadece bir takımın düşüncelerinin değişmesi ile olmaz, top yekün ülke futbolunun ve içindeki insanların da gayreti ve emellerinin doğrultusunda olabilecek bir durumdur.

Yeni bir sezon başlarken hedefi nedir Galatasarayımızın? Kendi ligimizde şampiyon olmak, ülke içi müsabakalardaki kupalara sahip olmak ve yurt dışı müsabakalarında da üst noktalarda olup, dünya futbolunun üst noktalarındaki takımlarla mücadele edip, yenmek. Doğru mu? Doğru… O zaman, o üst noktalardaki takımlarla boy ölçüşeceğin vakit, elindeki “Avrupa’ya gitmek istiyorumcu” futbolcunu 22’sinde, arkasından su dökerek o üst noktadaki takımlardan birisine gönderirsen bu işte bir tezatlık doğar mı?

Ya da tam ters pencereden; o üst noktalardaki takımların göndermek istediği futbolcuyu alarak, o üst noktalardaki takımları yenmeye çalışmak istersen bu işte de bir tezatlık doğar mı?

Futbolu ve futbolcumuzu demir perde arkalarına gizleyip; biz onlardan almayalım, onlar da bizden almasın demiyorum tabii ki; lakin biraz daha özen istiyoruz.

Saygılar…
GS Ruhu…

PostHeaderIcon Arda Turan’a Açık Mektup

Sevgili Arda 10 Temmuz 2009 tarihinde hayatımdaki en güzel günlerden biriydi 5 yaşındaki kızımın kardeşinin doğumu ve senin kaptanlık haberindi çünki annesi,kardeşi ve ben doğacak oğlumuza kızımın kardeşine arda ismini koymaya karar verdik.

Kızım melisa her maç izleyişimizde seni gördümü arda ağbi diye yerinden sıçrar ve galatasaray diye bağırırdı ve kardeşinin olacağını ve erkek olacağını duyduktan sonra senin adının olmasını istedi.Evet sevgili arda biz seni böyle sevdik ve böyle bir değer verdik geçenlerde doktor bir arkadaşım son 4 yılda doğan erkek çocuklarının üçte birine arda ismi konuyor dedi aynı geçmişte metin ve turgay isimleri konduğu gibi.

Sana buradan nacizane bir analizim olucak sevgili arda okurmusun haberin olurmu bilmiyorum ama umarım olur.Metin oktay’ı kendime örnek alıyorum dedin hepimiz saygı duyduk gerçekten’de hayatın onunki gibi devam ediyor başta özel hayatın olmak üzere futbolunuda özel hayatınıda tartışmak hakkımıza değil arda ama artık görünüyorki birşeyleri yazmak gerekiyor çünki 20 milyon’dan fazla taraftarı olan bir kulübün sorumlulukları sana ağır gelmeye başladı önce taraftar seni nazikçe uyardı kendine göre haklı sebeplerle gocundun ama sevgili arda bu taraftarın yerinde sen olsan ne yapardın haginin golünden sonra kale arkasından yumruk sallayan arda son iki yılda trubunde olsa ne yapardın tek bir hakaret olmadan yapılan tepkiyi uymazmıydın.

Evet arda kardeşim bugün antremanda olanlar’dan sonra ne kadar haldun bey görevini yapmışta olsa senden bizim bir ricamız var o kale arkasından yumruk sallayan arda turan ol o takımın mağlubiyetinden sonra kalorifer odasında ağlayan arda turan ol kötü oynaya bilirsin ama sen kötü kaptan olamazsın sen floryanın içinde büyümüş o havayı ciğerlerine yerleştirmiş birisin bu yüzden kötü kaptan olamazsın arda turan.

Bundan Sonra umarım Metin Oktay gibi olursun onun yaptıklarını hem özel hayatında yaparsın hemde sahada yaparsın çünki sevgili arda buraya çıkmak değik burada kalıp hele metin oktay olmak çok zor umarım bu olay son nokta olur ve biz gene eski arda turan’ı izleriz. Ali Samiyen’deki Denizli Maçında o pankartı sana boşuna açmadığımızı dosta düşmana ispatlarsın.

Ve son olarak tüm Galatasaraylılara sesleniyorum artık ardayı ne göklere çıkaralım nede yerin dibine sokalım onu oluruna bırakalım ne bizlerin nede çevresindekilerin etkisinde baskısında kalmadan son kararını versin sevgili arda turan kardeşimiz.

Her Şeyin Gönlünüzce Olması Dileğiyle

Ara
Yazarlar

AHMET KILIÇ
FIRAT DURMAZ
BARIŞ CENK AKKAYA
İLHAN İLMENÖZ
SÜHAN CEM UCSOY
İSMAİL ŞEN
MUHSİN MORDENİZ
HASAN YILDIRIM
BAHADIR OĞUZ
NİHAT ONUR
ALİ CAN KUTLU
DOĞUKAN YILDIZ
CAN TÜYSÜZ
SÜLEYMAN ÖKDEM
GÜÇLÜ GÖNÜLERİ

Sosyal Medya
Anket
Dursun Özbek görevine devam etmelimi?
View Results
Bağlantılar