PostHeaderIcon 3 Temmuzdan beri gelinen bu süreçte

     

    Galatasaray’da yoğun gündem yaşanıyor. F.Terim-Ü.Aysal arası yaşanan "Eleman" krizi, GS Muhalefeti, transfer süreci, Sneijder transferi, Sneijder’in eşinin rol aldığı film için kamuoyunda bunu manipüle etme çabaları, Beşiktaş maçı ve Melo’nun tükürdü tükürmedi iddiaları derken FB’ kulübünün liseli ergenler gibi hemen olaya zıplaması veee Drogba transferi. Bu arada GSTV de yaşanan süreç.  Aslında yazacak çok konu birikti. Bunların hepsine güncelliğine bakarak yazmaya gayret edeceğiz ekip olarak. Ki bu arada Voleybol kadın takımımızın CEV Cup Final Four öncesi İtalya’daki ısınma turları, Galatasaray Erkek Basketbolundaki D.Hawkins süreci ve  son gün yapılan Markoishvili transferi de gündemimizin parçası

 
     Gördünüz gibi yazacak çok şey var. Galatasaray spor kulübü en hızlı günlerini yaşıyor. Ünal Aysal’ın yaşı ile ters orantılı yarattığı bu kinetik enerji camianın tüm branş ve katmanlarında hissedilmekte. Hemen her yerde bir hareketlilik var.  Medyanın FB’li olduğunu düşündüğümüzde, bu hareketten olumsuz haberler yaratma telaşını da hepimiz gözlemliyor ve  buna alıştığımız için eğleniyoruz da.
 
     Bütün bunlara rağmen bugün değinmek istediğim konu direk Galatasaray ile ilgili değil. Konumuz UEFA, Zero Telorance, Siyaset ve TFF sarmalındaki STSL kulüplerinin şike davası…    
 
 
     Bilindiği gibi şike davasında mahkeme davayı, sanıkların aleyhine sonuçlandırmıştı. Bunun tersine ise apar topar siyasetin "emri"  ile Yıldırım Demirören önderliğinde TFF yönetimi kurulmuş ve geçen sene bu zamanlarda Genel Kurulun değiştirilemez diye oy kullandığı 58. maddeyi değiştirip kulüpleri küme düşürmeden -aslına bakarsanız kimseye de ceza vermeden- oryantalist bakış açısı ile işi halletmişti. Biz buna daha çok -deve kuşu gibi kafayı kuma gömüp kurtulduğunu sanmak- diyoruz. 
 
     UEFA bu süreçte hala kararını açıklamayınca haliyle kamuoyunda beklentiler değişmeye başlamış. Ümitsizlik hakim olmuş durumdaydı. Hatta gizliden gizliye UEFA’ya rüşvet verildi ve bu iş çözümlendi fikri de yayılmaya başlamıştı. Bir de bugünlerde Platini’nin, Katar’ın 2022 DÜnya Kupasını alması için rüşvet aldığı iddiaları da gündeme düştü. 
 
     Daha önce farklı platformlarda bu tarz bir davada rüşvet alınma ihtimalinin olmadığını belirtmiştik. Yani ortada olan suç için üstünü örtmek  kolay yapılabilecek bir durum değil. Misal güçlü varlıklı birinin, bir kişiyi öldürmesinin üstü örtülüp adamın yargılanmadan kurtulması sağlanabilir ama ölen adamın da bir devlet başkanı olduğunu düşünün? Katil ne kadar güçlü olsa da ölen kişinin de gücü, katilin cezasını çekmesine sebeptir. Bu davada o durumda. Öldürülmeye çalışılan "Temiz Futbol" ve Avrupa’daki tüm kulüpler Temiz Futbolun akrabası. UEFA eli kolu bağlı durumda. Bu davayı da sonuçlandıracak ama Yargıtay kararlarının bugün yarın açıklanabilir  ümidiyle bu kararı öteliyor. Zira verecekleri kararda herhangi bir yükümlülük altına girmek istemiyorlar. UEFA buna benzer her davada da bu statik işleyişi uygun bulmuş. İtalya’da Fİnlandiya’da  hatta Romanya’da kararların 2 sene sonra 4 sene sonra verildiğini de düşününce aslında şu an 19. ayına giren sürecin  UEFA adına normal bir süreç olduğunu düşünmek normal. 
 
     Alınacak karar Zero Telorance ilkesine uygun olacağı da kaçınılmaz. Juventus gibi İtalya’nın ve Avrupa futbolunun en büyük futbol kulüplerinden biri hakkında alınan kararda bile bu ilkeyi baz alan UEFA’nın (her ne kadar biz kendimizi dev aynasında görsek bile) Türkiye gibi bir ülkenin kulüpleri için alacağı kararda farklı düşünmesi mümkün değil. Yani Türk medyasının ara ara pompaladığı UEFA/FIFA  seçimleri-Türk lobisi kavramlarının hiç bir gücü yok. Öyle bir şey varsa  bu kurullardaki İtalyan lobisinin de (en masumane ihtimalle) Türk lobisi kadar güçlü olduğunu bilmemek ahmaklıkla eşdeğer. 
 
     Bilindiği gibi, Avrupa futbolundaki dev kulüpler  uzun zaman önce G14 ve daha sonra aralarında GS’ın da olduğu G18 oluşumunu kurmuş ve bir Avrupa liginin temellerini atmak için girişimlere başlamışlardı. UEFA’nın CL takviminde ve gelirlerindeki paylaşımda yaptığı düzenlemeler sonrası  zaman içinde G18 oluşumu kendini feshetmişti. UEFA özellikle CL’ye bu yüzden çok önem vermekte. Çünkü CL kurulmadan önceki yıllarda, UEFA kendi masraflarını zor karşılayan bir kurum iken CL oluşumu ve gelişimi sonrası 2 milyarlık bir pastanın kontrol ve paylaşımını yapan bir kuruma dönüştü. Ve bu yüzden de organizasyonlarına dair güvenliğine ciddi dikkat etmekte. Eğer herhangi bir kulüp ve/veya ülkeye verilecek taviz, UEFA’nın bu gelirlerine de büyük zararlar verecek ve bitmiş gibi gözüken G18  kabusu (UEFA için) geri dönecek. Bunun dışında Türkiye’ye verilecek taviz sonrası daha önce bu tavizi görmeyen ülkelerin de (İtalya-Fransa-Yunanistan-İsviçre-Romanya-Fİnlandiya v.b) UEFA’ya ağır dava açacakları kesin. Ki hali hazırda Juventus’un UEFA’ya açtığı bir tazminat davası da var. Yani UEFA’nın süreci kendi adına çok dikkatli devam ettirmesi gerekiyor.  Sürecin Türkiye ayağında vereceği ters bir karar hali hazırdaki davada Juventus’un elini güçlendireceği gibi bir çok ülke federasyonu ve  kulübün de hareketlendirmesine sebep olacak. Bu arada Ülkemizdeki dava konusunda ceza verilmezse özellikle Trabzon Spor Kulübünün de bu yolda bir dava açacağı kesin. 
 
 
Juventus aldığı ceza sonrası 444 Milyon € 'luk bir dava  açtı. Dava devam etmekte.
 
     Bugün sokakta limon satan adamın bile bildiği bir şey var ki şike davası denen sürecin başlamasının 3 Temmuza sarkmasının sebebi, seçimlerden sonra sürecin başlaması için siyasetin verdiği izin ve sürecin hemen her katmanındaki siyaset izleri. Ve şu an süreç çok uzadı. UEFA evet her an kararını verecek ve bu karar kesinlikle şike yaptığı belirlenen kulüplerin aleyhine olacak. Çünkü Yargıtaydan ne karar çıkarsa çıksın, bilindiği gibi bazı sanıklar "Şike için örgüt kurmak" suçundan ceza almalarına karşın, o sanıklar bu suç için yargıtaya itiraz etmediler. Böylelikle bir nevi "Şike için örgüt kurma" suçunu kabul etmiş oldular. Yani siyaset yargıtay’a müdahale etmek istese bile davanın bir bölümü kapanmış durumda. Siyaset bundan rahatsız. 
 
     İşte bomba haber burada. Gelinen noktada siyaset konunun bir an önce çözüme kavuşmasını istiyor. Çünkü bilindiği gibi kasım ayının başında Genel seçimler olacak. Ve seçimlere varmadan, insanlara bunu unuttaracak kadar bir zamanı elinde tutmak istiyor. Türk halkının balık hafızalı olmasını da hesaba katarsak 6 ay gibi bir süre bunu unutturmak için yeterli olacaktır. Bu yüzden Siyaset TFF’ye  ve dahi UEFA’ya konunun çözümü için biraz hızlanılması gerektiğini belirtiyor. Tabii ki istedikleri sonuç FB’nin ceza almaması (şu gerçek ki diğer kulüpler pek umurlarında değil).  Ama neden FB’nin ceza alacağını da az çok hepimiz biliyoruz. Yani en geç Mayıs ayına kadar konunun bağlanacağına dair bir düşüncem var. 
 
     Önümüzdeki günler bu anlamda oldukça sıcak geçecek. 4-5 Şubatta İstanbul’da Şike çalıştayı yapılacağı söyleniyor. Hatta TFF bu yüzden FIFA’ya baskı yapmaya çalışıyormuş.  Türkiye’deki şike ile ilgili konuşulmasın, Türk medyası alınmasın, diyerek bazı maddi tehditleri de olmuş. Oysa şike bir dünya gerçeği. Uluslararası bahis ve maç satma futbolu bitirecek en önemli unsurlardan. Yabancı Basın da buna sessiz kalmayacaktır. Önümüzdeki hafta Ahlaklı dürüst ve temiz futbol savunucuları için hızlı geçecek yani. Hakkını vermek lazım Trabzonspor taraftarı bu süreçte oldukça yoğun mücadele ettiler Avrupa’nın her yerinde eylem yaptılar. Artık GS’lıların da açık açık onlara destek vermesi gerekmekte. Temiz futbolu istemek en önemli istencimiz olmalı. Aksi halde kulübümüzün bu kadar masraf yaptığı büyük hedefler koyduğu şu dönemde bile önümüzü kesmekte zorlanmayacaklardır. "Sen iyi olursan önünü kesemezler" diyenlere, 2000-2001 sezonunu hatırlatmak isterim. Tüm Türkiye, "FB’nin şampiyon olması Türk ekonomisi için de yararlıdır" diyerek açık açık alenen şike yaparak, şampiyonluğumuzu elimizden almışlardı (o döneme ait daha sonra 6 tane meczup çıktı deli muamelesi görüp susturuldular ya da itibarsızlaştırıldılar).  Yani Temiz futbol isteğimizin ve söylemimizin arkasında her zamankinden daha güçlü durmamız ve bizim gibi düşünen tüm platformlarla dayanışma halinde olmak çok önemli.
 
     3 Temmuzda başlayan Şike davası, 19. ayını bitirmek üzere. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Son ve en güçlü şekilde gene baskıyı yapmalı arttırmalı ve bu düzenin bezirganlarına karşı adaleti savunmalıyız. Geçmişi kaybetmiş olabiliriz ama geleceği kurtarmak için bu şart! Abarttığımı sanmayın Drogba-Sneijder transferinden çok daha önemli bu konuya tüm GS’lıların gerekli ilgiyi göstereceğine eminim.

“3 Temmuzdan beri gelinen bu süreçte” için 1 Yorum

  • GS1905Aslan diyor ki:

    Gerçekten çok açıklayıcı bir yazı olmuş keşke Meczup olarak belirttiğiniz kişilerin isimlerini paylaşsaydınız bilgi açısından faydalı olurdu…

Yorum yazın

Ara
Yazarlar

AHMET KILIÇ
FIRAT DURMAZ
BARIŞ CENK AKKAYA
İLHAN İLMENÖZ
SÜHAN CEM UCSOY
İSMAİL ŞEN
MUHSİN MORDENİZ
HASAN YILDIRIM
BAHADIR OĞUZ
NİHAT ONUR
ALİ CAN KUTLU
DOĞUKAN YILDIZ
CAN TÜYSÜZ
SÜLEYMAN ÖKDEM
GÜÇLÜ GÖNÜLERİ

Sosyal Medya
Anket
Dursun Özbek görevine devam etmelimi?
View Results
Bağlantılar