Eylül, 2010 için Arşiv

PostHeaderIcon MILAN BAROS,CİMBOM ONUNLA BİR HOŞ

İyi ki varsın Baros!

Sevgili Galatasaray’lılar ibb maçından önce samiyende yaşanan duygusal anlara biraz değinmek istedim biliyorsunuz; 2 sene evvel UltrAslan trübünlerimizin lideri ve değerli ismi Alparslan dikmen abimizi kaybetmiştik

ve dün ölümünün yıldönümüydü samiyen trübünlerinden müthiş bir vefa ve kardeşlik örneği yaşandı bundan dolayı stada gidip bu güzelliği yaşatan tüm taraftarlarımıza bütün renktaşlarım adına teşekkür ederim.

Maça gelecek olursak takımımız maçın başlaması ile birlikte rakibine ALİSAMİYEN STADINA GALATASARAY deplasmanına geldiğini hissetirmişti özellikle kanatlarda aydın ve pıno hızlarıyla rakip savunmasına zor dakikalar yaşatacaklarının sinyallerini vermişlerdi özellikle takımımız sağ kanadı gerek serkan gerekse pıno ile daha etkili kullanıyordu nitekim golde sağ taraftan gelişen bir atakla gelmişti.takımımız 4.dakikada atak yönümüze göre sağ taraftan bir tac atışı kazandı ve müthiş bir tac atışı organizasyonuyla adeta maça 1-0 önde başladık gelin golü hep birlikte hatırlayalım dakika 4 serkan tac atışını kullanıyor topu misimoviç’bırakıyor misimoviç’te müthiş

bir tek topla pıno’yu görüyor pıno ise 2 oyuncuya rağmen neffis bir topuk pasıyla serkan’ı top ile buluşturuyor serkan ise bu müthiş pasa, yaptığı müthiş orta ile karşılık veriyor milan baros ise arkadaşlarından gelen bu süpriz hediyeleri geri çevirmeyip onlara bu hediyeleri için teşekkür ederek hediye kutusunun üzerinde bantları sevinçle açıyordu 1-0 samiyen gördüğü bu müthiş hediye törenini zevkle ve mutlulukla izliyor büyük bir sevinç yaşıyolardı.Herkes takımızın geçmiş haftalarda olduğu gibi oyunun geri kalan bölümlerinde 1-0 lık skoru korumaya çalışacağını düşünüyordu ki takımımız yine sağdan başlattığı bir atakta o bölgede ki serkan kurtuluş yine ceza sahasına etkili bir orta yapıyor baros tam topu kontrol etmeye çalışıp vurmak için çaba gösterirken ibb li defans oyuncusu topa eliyle müdahale ederek penaltıya sebebiyet veriyordu kazanılan penaltı vuruşunu kullanmak için ilk golün sahibi baros topu alıyor penaltı noktasına hareketleniyor ve takımımızın 2.golünü atarak maçın geri kalan dakikalarında hem daha rahat olmamızı hemde daha çok pozisyon bulabileceğimiz bir maç yaşayacağımızı sağlıyordu.Takımımız özellikle 15-20 dakikada iyi paslaşmalar,yardımlaşmalar ve gerek sağ gerekse sol kanattaki hızlı oyuncularımıza atılan uzun toplarla gecen haftalara göre daha iyi bir görüntü ortaya koyuyordu bu dakikaların ardından ise takımımız ibb yi kendi silahı olan kontratakla vurarak sonuca gitmeye çalışıyor du nitekim ibb takımının atağa kalkmaya çalıştığı bir pozisyonda atılan uzun pasta araya müthiş bir kurnazlıkla giren aydın topu kapıyor ve ibb savunmasını bir anda az adamla yakalıyorduk aydın caza yayına kadar sürdüğü topu ceza alanı içinde ki baros’a yuvarlıyordu baros önce topa müdahale ederek rakibinden topu kurtarıyor daha sonra dengesini kaybedip yere düştüğü anda birazda şansının yardımıyla jeneriklik bir gole imza atıyor Alisamiyeni dolduran taraftarlarımızı ayağa kaldırıyordu tüm taraftarlar bu golü ayakta alkışlıyordu ve ilk yarıyı bu gollerle 3-0 üstünlükle kapatıyorduk.2.devreye takımımız biraz daha kontrollü başladı fakat sürekli yaptığımız pas hatalarından dolayı sürekli ibb takımına pozisyon vermeye başladık tabi

bunu birazda skor rahatlığına bağlıyorum ama Galatasaray gibi bir takım rehavetinde bu kadar suyunu çıkarmamalı çünkü sonuçta futbol 90 dakikadır özellikle gecen yıll son dakikalarda yediğimiz goller yüzünden belkide şampiyonluğu kaçırmıştık bu özellikle; solda aydın orta sahada ayhan ile birlikte orta sahada mücadele eden Lorık cana’nın oyundan çıkmasından sonra biraz daha belirginleşti ve nitekim golüde bu dakikalarda yedik.

Taraftarlar doğal olarak biraz endişe içinde izlemeye başladı son dakikaları fakat maçın son 10 dakikasında takımımız maçın ilk 15 dakikasında olduğu gibi iyi paslaşarak daha fazla yardımlaşıp kanatlara topu taşımasıyla

hem topu biraz olsun yarısahamızdan uzak bir bölgede oynadı hemde bir çok pozisyon bulabildi falat ilk yarıda ki şans bu sefer yanımızda değildi…

SERKAN SERKAN SERKAN

Evet Serkan neden mi serkan? çünkü 3 sene önce transfer oldu ama hep geri plana itildi ona rağmen o hiç yılmadı moralini bozmadı daha çok çalışması gerektiğini anladı ve daha fazla çalıştı ve şuanda verilen şansı çok iyi kullanıyor acaba sabri formayı ondan kapabilecek mi? o bölgede yaşanacak olan bu tatlı rekabetten hiç şüphe yok ki kazanan Galatasaray’ımız olacaktır Allah bu genç ve yetenekli oyuncumuz ile sabri’ye sakatlık ve

kaza vermesin.(amin.).

VE ORTA SAHAMIZIN CANAvarı

Lorık cana’dan bahsediyorum onun bu maçta olması takımımıza nasıl yansıdığını bütün Galatasaray’lı görmüştür herhalde evet sert görüntüsü var evet her müdahalesi ürkütüyor bizi ama onun bu savaşçılığı hem takımızın en ufak rakip baskısında helva gibi dağılan orta sahamızı ayakta tutuyor hemde rakip oyuncuları bazen ürkütüyor ayrıca oyunun bazı dakikalarında çok etkili olabilecek paslarda atabiliyor… 

 

 

Bence saha içinde aradığımız savaşçı, lider özellikli bir oyuncu cana bırakın antiGalatasaray medyası eleştirsin tıkayın kulaklarınızı ve Cana’nın onların sölediği sözleri saha içinde ki futboluyla nasıl ağızlarına tıktığını zevkle izleyin..

JUAN PABLO PINO

Evet dün çok fazla etkili olamadı çok gereksiz top kayıpları yaptı ama ben biraz empati kurarak onu şu şekilde eleştirmek istiyorum bu oyuncu neredeyse 2 senedir doğru dürüst futbol oynayamamış doğal olarak futbolu özlemiş ve o yüzden topla çok oyalanıyor bu sergilediği bu kötü futbolun 1.ihtimali,2.İhtimali ide yeni bir ülke yeni bir takım buda doğal olarak biraz baskı yaratıyor gibi üzerinde onun içinde kendini taraftarlara olsun teknik ekibe olsun gösterme çabası içinde bu yüzdendir ki bir gol atıp üzerinde ki baskıyı atarak rahatlamak istiyor ve o yüzden bu tür şutlar deniyor bence kaliteli oyuncu ama biraz sabredelim..

YILLANMIŞ ŞARAP:AYHAN AKMAN

Ayhan akman eğer sakat değilse Galatasaray’ımızın orta sahasında oynaması gerekiyor çünkü sahada özveriyle mücadele ediyor rakibe basıyor ayrıca elimizde bulunan mustafa sarp ve barış’a nazaran daha da iyi top kullanıyor o yüzden ayhan akman’nında bu galibiyetlerde ki hakkını teslim etmeliyiz.

MİSİMOVİÇ

Misimoviç 3 maçtır oynuyor pazar akşam ki maçta ben ilk yarıda değil ama 2.yarıda daha çok beğendim sanırım hala takım arkadaşlarını tanımaya çalışıyor eğer misimoviç ritmini bulursa bu ligde çok takımın canını yakacaktır ammaa bunun için de takımımızın oyunu rakip alana yıkarak oynaması gerekiyor ki misimoviç’te etkili olsun…

UMUDUMUNU KAYBETME GALATASARAY TARAFTARI

Takımımız bu kriz döneminden 4′te 4 yaparak sıyrılmayı başarmıştır ve sakatlarında düzelip birer birer dönmesiyle daha iyi futbol oynayacaktır buna eminim inşş bu yıl sakatlık illeti bizden uzak olurda hedeflerimize bu kez ulaşırız…

SAYGILARIMLA LEVENT DOĞANAY..

PostHeaderIcon ERKEN BİTTİ

Hava güzel,saha yemyeşil ,taraftar uzun bir aradan sonra iştahlıydı sanki hepsi birer Alparslan Dikmen olmuştu. Bu durumda başlayan maça oyuncularda aynı iştahla karşılık verdiler daha ilk atakta Baros karşı karşıya pozisyonda topu kalecinin ayaklarına nişanladı bu pozisyonla anlaşılacağı gibi takımın oynama isteği üst düzeydeydi.
Maça tempolu giren sarı kırmızılı ekip önde baskı kuran , ilk topa basan bir görüntüde oynuyordu haftalardır durağan , düşük tempolu uyku modundan nihayet sıyrılmışlardı bunun sonucu olarak rakibi hataya zorlayan bir oyun ve gelen iki gol ile sıkıntı yaşanmamasına neden oldu.
Geçtiğimiz haftalara göre göze çarpan değişim takımın birbiri ile oynama alışkanlığının artması, oyuncuların bireysel form durumlarındaki artış olarak gözüktü.Takımın diğer değişen noktası ise özellikle hücum hattında oynayan oyuncuların sakatlık sorunlarından da sıyrılmalarından oluşan oyuncu özellikleri olarak değerlendirilmeli zira sezon başındaki maçlarda sıkça üç defansif orta saha ile oynandığı hatta çoğu zaman öndeki forvetlerden birinin de orijinal bir hücumcu olmadığından kaynaklanan hücum sorununu da görmemezlikten gelinmemesi gereken bir nokta olduğu ortaya çıktı. Burada hocanın çoğu zaman tercihlerini daha defansif oyunculardan seçtiğini de belirtmemiz gerekir. Sezon içinde yapılan oyuncu seçimleri sonucunda üç hücumcudan günümüze 6 hücumcuya geçiş yapıldı ilk etapta hücuma çıkamayan iki bek yerine hücuma destek veren iki bek geldi. Buna ek olarak ön orta saha olarak yeni transfer Misimoviç eklendiğinde ilk haftaya göre üç ofansif oyuncu eklemesi önemli bir değişim .İlk haftalarda elde zaman zaman oyuncu olmadığından bu tercih yapılmamıştı lakin çoğu maçta elde oyuncu olduğu halde ön orta saha tercihi defansif oyuncudan yana yapılmıştı umarım ilerde bu tercih tekrar edilmez..
İlk yarıda genel olarak oyunu forse ettikten sonra ikinci yarı düşüş olması normal bir durum. Maalesef bu süreç içinde takımın mesafe alması gereken birçok nokta olduğunu da söylemek lazım. Maçta gözüken negatif noktalar aktif dinlenme yapacak takım olgunluğuna henüz ulaşılamamış olması , oyuncuların henüz kafaca rahatlayamamış olması olarak dikkat çekti. Hücum oyuncularının henüz tam anlamıyla bir arada oynama alışkanlıkları edinemedikleri bunun oyun içinde kopukluklara neden olduğu ortada burada hafta içi maç oynamamanın getirdiği bir sıkıntıda ortaya çıktı . Avrupa kupası olmayınca yeni gelen oyuncuların maç alışkanlıkları kazanması hem bireysel hem de takım ile uyum sürecini uzatan bir etken olaraka göze çarpıyor.
Misimoviç için ayrı bir parantez açmakta fayda görüyorum Bosnalı henüz uyum sürecinde gözüktü takım arkadaşları ile uyumu henüz oturmuş değil bu pas alışverişine ve topun önde kalması konusunda sorunlara neden oluyor , takım lideri olmasını beklerken henüz o saha içi rahatlığında değil bunu aşması için hem kendisi hem de takımın atacağı adımlar şart.
Pino için söylenecek ilk söz henüz oyuncu kimliğinin oturmadığı olmalı buna ek olarak yeni gelmesi ve sakatlık yüzünden henüz takım ile çok az sayıda maç oynaması yüzünden uyum sorunu olabilir, bu yüzden her maç veya maç içinde performans dalgalanmaları beklenen bir durum olmalı.
İnsua ise tam bir görev adamı genelde ekstra işler beklendiği için bazı çevreler beğenmemiş olabilir lakin kısa süre içinde pozisyon bilgisi ve hatasız oyunu ile yerinde bir transfer olduğu ortaya çıktı. İlerleyen haftalarda hücum aksiyonlarına daha fazla girecektir bunun için yanında ve önünde oynayan oyuncularla uyum sağlaması gerekir.
Kale ve defans süreklilik kazandıkça hata oranını azaltıyor daha da iyi olacaklardır bunun için zaman en iyi ilaç olacaktır. Lorik Cana için aynı durum geçerli takımla çok az maç oynayabildiği için eleştiri yapılması manasız özellikle oynadığı pozisyon için bu durum çok daha gerekli , Arda döndüğü vakit takıma sürekli girecek ve bu süreç kısalacak diye umuyorum.
Milan Baros uzun bir aradan sonra ilk sezondaki oyun iştahında görüldü sürekli rakibin üstüne giden pozisyon kovalayan bir görünümde olunca bunun karşılığını da aldı sakatlanması ise büyük şansızlık oldu.
Bu maç özelinde gözüken oyunu önde oynayıp, oynanan oyunun boyunu kısalttığımız zaman etkinliğimizin arttığı bunları yapamayıp topu kalemize yaklaştırdığımızda ise hata riskinin arttığı olmalı hem iyi hem de kötü yönlerin ortaya çıktığı bir maç gelecek için çok iyi bir projeksiyon olacaktır. Bu maç bizim için en güzel fırsat oldu bunu doğru değerlendirmek hocalar ve oyunculara düşüyor doğru dersler çıkartırsak güzel günler yakın olur.

Muhsin MORDENİZ

PostHeaderIcon Buca’da Gemiyi Kaptan Kurtardı

Ligde 5.haftayı takımımız adına 3 puan alarak geride bırakmış bulunmaktayız..

Maça inanılmaz derecede kötü bir zeminin olması nedeniyle dezavantajlı başlıyorduk..

Dizilişimiz ;

——————— Ufuk ——————–

Serkan —— Neill — Servet —— Insua

—————- Sarp — Ayhan ————–

Pino ———– Misimovic ——— Kewell

——————– Baros ——————–

şeklindeydi..

Maça zemininde kötü olması nedeniyle durgun başlıyor ve saman alevi gibi parlayan birkaç tehlike girişimi sonuç vermeyince hiçde iyi bir performans olmayan ama iyi bir mücadele verdiğimiz maçın ilk yarısını golsüz kapatıyorduk…

Gaziantepspor maçında olduğu gibi 2.yarıda daha istekli ve arzulu oynamaya çalışıyorduk..

Aslında 2.yarıda pek değişen birşey yoktu ama ilk yarıya nazaran daha fazla atak girişimimiz vardı..Zaten maçta kafalarda kalan pozisyonlarda yoktu öyle..

Ayhan’ın muazzam bir şekilde çabasıyla kazandığımız golle birlikte 3 puanıda cebe koyuyorduk..

Uzatma dakikalarında kontraataklardan Pino’yla geliştirdiğimiz tehlikeli ataklarda farkı açamıyor ve maçı 1-0 kazanıyorduk..

Aslında bu maç hakkında yazılacak pek fazla birşey yok…Zeminin kötülüğü, hücum oyuncularımızın formsuzluğu ve bu kötü zeminde oynayamamaları, eksiklerimiz v.s. v.s. gibi etkenler tabikide önemli..

Ayrıyetten sevindirici olan durumlarda var tabikide ;

Geçen sezonlara oranla öne geçip skoru koruyabilmemiz, deplasmanda maç kazanıyor olabilmemiz ( İzmir her ne kadar deplasman olarak görülmesede zeminin kötülüğü bir handikap ), takımın daha önceki sezonların aksine mücadele gücünün yüksek olması gibi etkenler sevindirici hususlar…

Gelecek haftalarda toparlanmış, form düzeyi artmış, ayzı zamanda daha skorer bir Galatasaray izleme dileğiyle…

 Saygılarımla Faruk Tan 

PostHeaderIcon ALİ SAMİYEN DEPLASMANINDAN ÇEKİNEN KALDIMI ?

                           

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yakındaki bir ülkenin en güzel şehrinde, tüm dünyanın çekindiği bir deplasman varmış. Bu deplasmanın adına “Cehennem” deniyor, cümle alem onun namını biliyormuş. Dünya’da Galatasaray denince akılllara önce Türkiye, sonra da bu ürkütücü Cehennem’in atmosferi geliyormuş. Oraya gelen rakip takım, soyunma odasını içten içe titreten tok davul sesleriyle kulak memesi kıvamına geliyor, tünelden çıkarken karşısında gördüğü “Welcome to the HeLL” yazısıyla afallıyor ve kulakları sağır eden toplu ıslık sesinin şiddetiyle dizlerinin bağı çözülüyormuş. İlk düdükle birlikte desibel rekorlarını alt üst eden, spikerin sesini bastırıp izleyiciye televizyonunun sesini kıstıran üçlü başlıyor ve maç boyunca rakip atak yapmaya çalıştığında çıkan ıslıklar kulakları çınlatıyormuş. Rakip ayaklar sahada birbirine dolanıyor, Cehennem “burası Sami Yen burdan çıkış yok” diye inliyormuş. O taraftar o dönem dünyanın en baskılı ve en etkili taraftarı imiş ve gerçektende rakip takımlar için ordan çıkış yokmuş…

Yaşı benim gibi müsait olupta bunları yaşamış olanlar belkide çocuklarına böyle bir hikaye anlatacaklar ileride. O dönemler stadımız bu isimle anılmaktaydı ve tüm yabancı rakipler bu deplasmanın öncesi yaptıkları açıklamalarda sıklıkla bu konudaki endişelerini dile getiriyorlardı. Oyun esnasında bu endişeleri gerçek oluyor ve maç sonundaysa gururumuzu okşayan, göğsümüzü kabartan o açıklamalar geliyordu: Milan kaptanı Maldini, 3-2 kaybettikleri ve Uefa kupasına giden yolu bize açan efsane maç sonrası “Hiçkimse beni burada sadece 25.000 kişi olduğuna inandıramaz” diyordu, çünkü 85.000 kişilik San Siro stadında böyle bir ses çıkmıyor böyle bir baskı kurulamıyordu. Sonrasında, Juventus’un fırtına gibi estiği dönemdeki 2-2 lik maç sonrasında Edgar Davids “Biz bu taraftara sahip olsak önümüzde hiçkimse duramazdı”diyecek, Deportivo koçu aldıkları 1-0 lık yenilgi sonrası “bizim taraftarımız asla böyle olamaz, hiçbir takım böyle bir taraftar önünde maç yapmak istemez” diyerek şaşkınlığını dile getirecekti. O dönemde iyi takımlar sahalarında çok nadir kaybederlerdi ve bizim deplasman en zorlularından birsi büyük ihtimalle de birincisiydi. Zaten namağlup olarak kupaya uzanışımızda bundandı. Bunlar “eski güzel günlerdi”.

Dört yıl üst üste kazanılan şampiyonluklar, alınan UEFA ve Süper Kupa sonrasında gelen doygunluğun bahanesiyle bu karakteristik özelliklerimizi yavaş yavaş yitirmeye başladık. Rakiplerimizse eşzamanlı olarak bu etkili yöntemi bizden kopyalayıp tribünlerine adapte ettiler ve çok çok etkili sonuçlara ulaştılar. Bunu ezeli rakibimizin yakaladığı 10 yıllık içsaha serisinden, sahalarına çıkan her hakemin ambianstan tırsışıyla beraber saçmalaya – şaşa maç yönetimesinden anlayabiliriz. Ya da bunu Çarşı’nın desibel rekorlarından, uluslararası arenada Cehennem ünvanının yeni sahibi olmalarından ve de gelen her artis futbolcuyu tekmeye kafa sokacak savaşçı moduna sokabilmelerinden de anlayabilirsiniz.

Peki neydi Sami Yen’e Cehennem ünvanını kazandıran o seyircinin özellikleri? Hakem ve rakibi toplu ıslık ve yüksek desibelli tempolu tezahuratla baskı altına almak, takımı maçtan kopmaya başladığında futbolcusunu hırslandırmaya, yüreklendirmeye yönelik tezahuratlarla destelemekti. Bir dönem bize ait olan bu davranışlar; günümüzün skora en etkili tiribünlerinin sahip olduğu öncelikli özellikler haline geldi. Fakat biz bu özelliklerimizi başkalarına bırakıp farklı bir karakteristiğe doğru yol aldık. Günümüzde tribünlerimizin geldiği bu noktayı kendi futbolcumuzun ona duyduğu hayranlığın değişimiyle çok net birşekilde açıklayabiliriz. O yıllarda futbolcularımız tiribünlerin rakip takım için yarattığı baskı ve tezahuratın şiddetiyle övünürken, bugün başarısı takdire şayan tezahurat, şarkı ve tribün şovlarından oluşan “entertainment” (eğlenmeye yönelik, gösteri) özelliğiyle övünüyorlar.

Bizler gibi geçmiş dönemlerde bu ambiyası yaşamakla kalmamış, ona eşlik etme fırsatını yakalamış şanslı taraftarlar kaybedilen bu baskıdan dem vuruyorlar: güncel taraftar topluluğumuz maç boyunca belli bir sıradaki tezahuratları sıralayarak adeta maçtan kopuk bir görüntü sergiliyorlar. Katılım yüksek olup senkronizasyonda tutturulunca görevde başarılı olunduğu düşünülerek maximum manevi tatmin sağlanıyor. Tabiiki bu birliktelik bir başarıdır fakat olması gereken sadece bu mudur? Yani taraftarın tiribünde bulunma amacı belirli şarkıları belirli bir sırada söyleyip senkronizasyonu tam tutturmak mıdır, yoksa takımını coşturup büyük bir baskı unsuru olarak rakibini bunaltmak mı?

Taraftarın bu amaç karışıklığını güncel bir örnekle sahamızda oynadığımız son lig maçıyla değerlendirelim: Artık alışageldiğimiz bir durum olarak rakip takım yine bizi oldukça zorluyor, adeta kendi sahasında oynuyormuşcasına rahat bir oyun sergiliyordu. Tıpkı Fenerbahçe’nin Sami Yende olduğu kadar, Karpaty Lviv, Tromsö, Helsinborg’un olduğu kadar rahattı Gaziantep. Ve bu rahatlık ve akın akın gelen rakip atakları karşısında yine birlikte bir tepki sağlanamadı. Islık baskısı ne hakem ne de rakip için kurulamadı. Tek farklı skorun korunmaya çalışıldığı o şok anlarında bile, sanki 3 farkla öndeymişiz gibi sanki söylenmeye yemin edilmiş gibi yine aynı romantik şarkı gururla seslendirildi. Senkronizasyonu ve sesin şiddeti takdire şayan olsada maçtan kopuk şova yönelik bir paylaşım olarak takımı ateşlemek, baskı kurmak şöyle dursun tiribünler yine bir müsamere havasındaydı hemde en Cennetvarisinden. Ağır tempodaki romantik Nevizade geceleri eşliğinde ecel terleri dökmekteydi takımımız. Zira rakip futbol olarak ve tiribün baskısı olarak hiçbir direniş görmediği için son 10 dakikada kalemizi ablukaya alma haddini kendinde bulurak, topla tüfekle üstümüze gelmekteydi. O esnada takımımızın baskı yardımına okadar ihtiyacı vardı ki şaşkınlıktan sanki rakip bir dünya deviymiş gibi davranarak süreye oynamaktaydı oyuncular.

Artık stadımız adeta bir cennet gibi geliyor rakiplerimiz için. Bunda futbol takımımızın oynadığı kötü futbolun etkisi olduğu kadar maçın durumuna göre tepki vermeyi unutan taraftarında sorumluluğu var. Artık ezeli rakibimiz dahil hiçbir takımın ya da hakemin ayakları titremiyor, artık hiçkimse ambiyanstan şikayetçi değil. Kısacası artık hiçkmse çekinmiyor Sami Yen deplasmanından. Rakipler geliyor, istedikleri topu oynayıp gidiyorlar. Hakemler geliyor istedikleri düdüğü çalıp gidiyorlar. Rakip takım oyuncuları artık tiribünlerimizin güzelliğini övüyorlar baskısını değil. İşte cansıkan eleştirilen nokta bu.

Tiribünlerin lideri konumundaki Ultraslan gurubu tezahurat ve tribün şovunu ne kadar özveriyle yapıyor olsada rakibi baskı altına alma görevini bırakıp yalnızca şov yaparak hiçbir yere varılamayacağını anlamalıdır. Yanlış bir hakem kararı veya sert bir rakip faulü sonrasında toplu çalınacak ve dakikalar boyunca şiddeti artarak devam edecek bir ıslık uğultusunun etkisini, hiçbir ebattaki aslanlı poster, hiçbir uzunluktaki marş ve hiçbir tiribün şovu veremez.

Liverpool’un taraftar gurubuna özenilmesi ve onun yaptığı gibi skor ne olursa olsun aynı marşın romantik bir şekilde söylenmesi oldukça yanlış bir tutumdur. Bununla yalnızca taraftar gurubunun “isminin” namı yürür, bunun futbol takımının oyununa ya da o deplasmanın zorluk derecesine hiçbir katkısı yoktur. Ayrıca taklitler gerçeğini yüceltmekten başka bir işe yaramaz. Bırakın bu romantizmi Kop gurubu yapsın ve “You will never walk alone” isimli o romantik eserlerini şarkıcı tadıyla icra edip biralarını tokuştursunlar. Unutmayınki o ünlü Kop tayfası Çarşı gurubu hayranı olarak ayrıldılar İnönü’den ağızları beş karış açık kalarak.

Gelelim eleştiriyi saldırı olarak algılayan ve kayıtsız şartsız Ultraslan’ı savunan genç kardeşlerimize ki onlar genelde tribün şovlarından yapılan hazırlıklardan, verilen emeklerden bahsederek konunun rotasını şaşırtıyorlar. Yapılan eleştirilerle arzulanan Ultraslan’ın bertaraf edilmesiymiş gibi tepkiler veriyorlar. Hiçkimse Ultraslan dağılsın istemiyor, asıl istenen yapılan hataların sonucunda kaybolan “Cehennem” ortamının tekrar sağlanması. Bunu Ultraslan yapacaksa o, başkabir oluşum yapacaksa da o oluşum yapsın, yani kimin yaptığının önemi yok aslolan bunun gerçekleştirilmesi. Siz uA olarak bunu gerçekleştirin varın yine yapın hazırlıklarınızı söyleyin şarkılarınızı, bizde gurur duyalım ve baştacı edelim sizleri. Fakat öncelikle ilk görevi başarmak şartı ile “ıslık ile baskı kurmak rakibi ve hakemi bunaltmak”, yani oyuna reaksyon vermek.

Bizim ihtiyacımız bu taraftar yapısını yeniden kazanmamız. İlk görevimiz şov yapmak senkron tutturmak değil takımı desteklemek baskı kurmak olmalı. Tiribün şovu maç öncesinde, devre arasında veya iyi bir skor avantajı sağlandıktan sonra zaten yapılabilir.

Umarım bu YAZIM İLE bir adım atabilmiş ve sesimizi gereken yerlere duyurabilmiş oluruz.. Umarım bunca yazılan şey havada kalmak yerine bir değişime katkı sağlayabilir ve o eski Ali Sami Yen’in baskılı ve rakibe, hakeme korku salan atmosferini çocuklarımıza hikayelerde anlatmak yerine Aslantepe’de bizzat gösterebiliriz…                            

LEVENT DOĞANAY

PostHeaderIcon Bizde Transfer Bitmez

Bu transfer klişesi oldu aslında transfer dönemi sona erse de bizde değişen bir şey olmadı hala transfer bitmedi .
Yıllardır süren kronik sorunu bu dönem içinde de çözememiş olmamız şaşırtıcı değil zira resmin büyük kısmı gene ıskalandı yapılan transferlerinde geç kalınması bir yana birçok mevki gene eksik kaldı.
Geçen sezon yaşanan hayal kırıklığı sonrası takımın ihtiyaçları belliydi buna mukabil yönetim hızlı hareket etme konusunda oldukça ketum davrandı bu bize Avrupa‘dan erken elenme olarak geri döndü bunun anlamı ise Avrupa ligi katılım payı,oynanacak maçlardan elde edilecek gişe hasılatı,kazanılabilecek muhtemel UEFA puanı ve prestij kaybı oldu bütün bu kayıplar transferlerde elde edilen görece maddi kazanımların çok daha üzerinde olmalı yönetim burada ciddi bir strateji hatası yapmıştır.
Transfer edilen ve giden oyunculara dönersek ,takımın sorunları geçen seneden belirlenmişti zaten aynı yönetim ve teknik kadro ile devam ediliyordu .Burada ilk sorun yönetim içinde yaşanan Haldun Üstünel sorunu oldu burada ciddi bir zaman kaybı yaşandı .Geçen yıl temel sorunumuz sakatlıklar sonrası kadro daralması oldu biten transfer dönemi sonunda bu konu ile ilgili pek bir değişim olmaması düşündürücü özellikle Milan Baros alternatif olarak gelen Mehmet Batdal’ın sakatlanması ile alternatşfsiz kalmış durumda gözüküyor.Hücum hattında Pino ile Kewell sakatlığa açık oyuncular bu bölgede sezon içinde sıkıntılar yaşanabilir.Geçen sezona göre tek ekstra transfer ise Misimoviç oldu Bosnalı hem kalite olarak takıma önemli bir ekleme oldu hem de sayısal olarak kadroyu genişletti .Yıllardır süregelen orta saha problemi ise olduğu gibi duruyor Mehmet Topal takımdan ayrılınca yerine Lorik Cana alındı diğer oyuncularda ise bir değişim olmadı .Son gün gelen İnsua ile sakatlığı süren Çağlar dışında defans geçen yıldan farksız takımın en fazla aksayan iki bölgesi geçen yıldan daha iyi gözükmüyor bu sorunu transfer ile çözemedik belki de takım bunu kendi içinde performans artışı ile çözmeye çalışacak umarım beklentiler gerçekleşir.
Kaleci meselesine gelirsek burada Rijkaard eldekilere güvenerek bir karar vermiş gözüküyor.Bu karar yönetim ve taraftar nezdinde desteklenmelidir sonuçta bütçemiz ortada gidip üst düzeyde bir kaleci almamız olanak dahilinde değil son iki yılda yaşanan tecrübeler ışığında kalecilerimizin arkasında durmak en iyi çözüm olacaktır sene sonunda bu durum tekrar ele alınabilir ama bu yıl için bu konu speküle edilmemek üzere kapatılmalıdır.
Yönetim için ayrı bir pencere açmak gerekli özellikle başkanımızın son açıklamaları büyük bir hayal kırıklığı yarattı.Yapılan açıklamalarda yeni bir şey yok bilindik cümleler ,bilindik projelerden bahsetti durdu yapılan iftiralar çirkin o konuda erekli açıklamaları yaptı. Bizim konumuz ise idari konular başkanın Adnan Sezgin konusunda söylediklerine itirazım yok futbol bilgisi,tecrübeleri zaten bilinen konular ama asıl eleştirilen meseleye hiç girmemesi asıl soru işaretiydi.
Nedir bu sorunlar, Adnan Sezgin hiçbir hoca ile uzun süre çalışamıyor , medya ile ilişkilerde çok başarılı değil , takım içinde sürekli sorunlar yaşanıyor ,transferlerde sürekli geç kalınıyor.
Hocalar ile başlarsak ilk dönemde Kalli,Hollman,Saftig,Souness ikinci dönemde ise Gerets,Kalli,Skibbe,Rijkaard toplam 9 yılda 8 hoca ile çalışmış sadece Rijkaard ikinci sezonu görmüş onunda geçen yıl arka plandayken geldiğini hatırlatalım gene tarihimizde çok az olan sezon içinde hoca gönderme olayının üç defa gerçekleştiğinde ayrıca not düşmekte fayda var.
Medya konusunda sürekli antipatik bir tutum var hocanın kulübün yayın organları dışında röportaj vermemesi hem yurt içi hem de yurt dışında çok daha iyi kullanılabilecekken böyle bir marka değerlendirilemiyor.
Takım içinde sürekli sorunlar çıkmakta bu tarih içinde de yaşanmış bir durum.Hollman döneminde Tugay’ın kaptanlığının alınması ile başlayan zincir sezonu şampiyon bitirmemize rağmen sürdü ertesi yıl Saftig döneminde takım dağıldı sonraki yıl da Souness döneminde benzer sıkıntılar yaşanmaya devam etti.İkinci dönemde olaylar zaten biliniyor oyuncuların Kalli ile yaşadığı sorunlar ve hovanın gitmesi gene Lincoln ile takımın yaşadığı sorunlar biliniyor.Skibbe döneminde aynı sorunlar sürdü hocanın yardımcıları görevden alındı .Bütün bu sorunlardan yaptığım çıkarım Adnan Sezgin’in takım içinde düzeni sağlayamadığı oyuncu ve teknik kadro üzerinde otorite kurmakta sıkıntı çektiği ,bir topluluğu bir hedefe doğru bit bütün haline getiremediğidir .Sonuçta hocalar ve oyuncular değişse de sorunlar hep aynı kalmışsa bunun irdelenmesi gerekir.
Transfer meselesinde artık bilindik bir durum zira gene son günde iki transfer yaptık hemde Avrupa kupalarından elendikten sonra bu hata yeni değil zira Milan Baros şampiyonşlar liginden elenmemizin ardından alınmıştı sürekli aynı hataları yapmak kötü bir alışkanlık oldu.Sürekli benzer hatalar yapan bir profesyonelin herhangi bir holding bünyesinde barınması imkansızken başkanımızın Adnan Sezgin konusunda ısrar etmesi anlaşılır bir durum değil.
Muhsin MORDENİZ

Ara
Yazarlar

AHMET KILIÇ
FIRAT DURMAZ
BARIŞ CENK AKKAYA
İLHAN İLMENÖZ
SÜHAN CEM UCSOY
İSMAİL ŞEN
MUHSİN MORDENİZ
HASAN YILDIRIM
BAHADIR OĞUZ
NİHAT ONUR
ALİ CAN KUTLU
DOĞUKAN YILDIZ
CAN TÜYSÜZ
SÜLEYMAN ÖKDEM
GÜÇLÜ GÖNÜLERİ

Sosyal Medya
Anket
Dursun Özbek görevine devam etmelimi?
View Results
Bağlantılar